![]() |
İnanclilar icin düsündürücü sorular Ateist sitesinden derlenmis bazilarini cok yakindan tanidigimiz sorular bazilarini ise yeni duyuyor olabiliriz ama yinede her soruya bilimsel cevap vermek kanaatindeyim buyrun makale ; Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz? Yok eğer hür irademiz varsa, niye bazı şeyleri seçtiğimizde cehenneme atılıyoruz? Kader ve Özgürlük
Adalet
Uzaylılar
Doğa ve Evrim
Mantıksal sorunlar ve paradokslar
|
Kader için cüzzi ve külli iradenin iyi bilinmesi gerekir. Ayrıca benim Tanrı diyebilmem için benim gibi olmayan benim sığ beynimden geçen düşünce tarzıyla düşünmeyecek üstün özellikli olan bir varlık olmalıdır.Tanrı neden kendini yok etsin?İktidarı tek başına almış bir varlık neden ikincisine gerek duysun? Beşeri ilişkilerde dahi iki yönetici olduğu zaman nizam bozulurken neden ikincisi olsun? |
Insaallah azar azar cevap vermeyeye calisayim En dogrusunu Allah bilir Simdilik ilk iki soruya cevap vermeye calisayim yavas yavas arkadaslarimda verecektir insaallah diger sorulara:) 1-Kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz? 2-Yok eğer hür irademiz varsa, niye bazı şeyleri seçtiğimizde cehenneme atılıyoruz? Simdi kaderin ne oldugunu cok iyi idrak etmemiz gerekiyor. Kader bizim yasadigimiz zaman boyutunda degerlendirildigi icin ve bugün saat 12 kaderin yazildigi yer de saat 11 olsa gibi materyalist ama fazlasiyla bilinciz cevaplardan dogmaktadir problemin geneli. Ilk önce kader nedir inceleyelim kaza nedir inceleyelim ata nedir inceleyelim. Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın ibtaliyle hükmü kazadan afvetmek, atâ demektir. Evet yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kaza kanununun kat'iyyetini deler. Kaza da ok gibi kader kararlarını deler. Demek atânın kazaya nisbeti, kazanın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kaza kanununun şümulünden ihraçtır. Kaza da kader kanununun külliyetinden ihracıdır. Bu hakikate vâkıf olan ârif: "Ya İlahî! Hasenatım senin atâ'ndandır. Seyyiatım da senin kaza'ndandır. Eğer atâ'n olmasa idi, helâk olurdum" der. (Mesnevi-i Nuriye, 206) Yani, Ata, bir şey hakkında verilen kararın iptali ve hükmün kaza edilmekten afvedilmesi, şeklinde tarif edilmektedir. Ata denilince, o Rahîm-i Kerim'in ve Gafûru'r-Rahîm'in af ve ihsanı anlaşılır. Örneğin bir musibetin başımıza gelmesi kaderimizde belli bir tarihde tayin edilmiş var, eğer bu kaderdeki tarihde başımıza gelecek musibet yerine gelirse bu kaza olur. Ancak belirlenen tarihten önce yaptığımız bir iyilik, bir dua o kazanın hükmünü kaldırır, Cenab-ı Allah' ın bu hükmü kaldırma fiiline atâ denir. Atanın Kaza kanununu, Kazanın da Kaderi bozmasını şöyle açıklayabiliriz: Bir padişahın umumî kanunları yanında bir de belli günlerde tatbik ettiği af ve ata kanunu vardır. Padişah o günlerde, suçlulardan bir kısmını afveder, diğer bir kısmının cezalarını hafifleştirir, bir kısım raiyetinin ise rütbelerini yükseltir ve maaşlarını artırır. İşte, daha önce umumî kanunla takdir edilen ceza, rütbe ve maaşlar bu ata kanunuyla yürürlükten kaldırılmış olur. Meselâ, bir şakinin işlediği bir suça karşılık on yıl hapis yatması takdir edilmiş olsun. Ata kanunuyla bu cezanın afvedilmesi halinde artık ceza infaz edilmez ve ata, kaza kanununu bozmuş olur. Cezanın kaza edilmemesiyle de kader kanunu, yâni onun suçuna mukabil takdir edilen on yıllık hapis cezası bozulmuş olmaktadır. İşte, bu misâl gibi, insanların işledikleri günahlara karşılık, kendilerine takdir edilen uhrevî cezalar Cenâb-ı Hakk'ın Ata kanunuyla, yâni O'nun af ve ihsanıyla kaza edilmekten alıkonmakta ve böylece Ata kanunu Kaza kanununu bozmaktadır. Aynı şekilde, Kazanın bozulmasıyla Kader kanunu da bozulmuş, takdir edilen ceza değişikliğe uğramış olmaktadır. Bu gibi örneklerden en azindan kalip olan mentaliteyi anladik simdi iki sorunun tam yanitina gelelim Allah’ın insanı yaratmasının çok hikmetlerinden birisi ibadettir. 1- Allah insanı imtihan için yarattı. Bu hikmet insanın yaratılmadan olamayacağı kesindir. 2- Allah kainatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi – kendine mahsus bir şekilde – görmek hem de başkalarının gözüyle görmek istiyor. Başkasının görmesi derken bunların başında insan gelmektedir. Bu hikmet de yine insanın yaratılmasını gerekli kılıyor. 3- İbadet için yarattı. Bu hikmetin yerine gelmesi için var olan birisi gerektir. Yaratılmadan ibadetin yerine gelmesi mümkün değildir. Burada yaptığımız ibadetin miktarına göre cennette ki yerimiz hazırlanıyor. 4- Allah’ın herşeyden daha büyük olduğunu ilan etmek, ve Allah’ın emirlerini yaymak. Bu hikmetin yerine gelebilmesi için, hem tebliğ edenin hem de tebliğ edilenin yaratılması icap eder. 5- Bir çekirdeğin ağaç olması için toprağa girmesi gerektiği gibi, insanın da yetişip olgunlaşmsı ve terakkisi için dünya tarlasına gönderilmiştir. 6- Eğer başka alemde yaratılsaydık o zaman da neden bu alemde yaratıldık diye sormamız gerekecekti. İnsan için en mükemmel imtihan salonu bu olduğu için buraya gönderildik denilebilir. 7- Bilmekle yapmanın çok farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekir. Bir misal vermiştik. Bizlerin bir çekirdeğin ağaç olacağını bilmemiz onun ağaç olmasına gerek olmadığı anlamına gelmez. Ayrıca bir makine veya bina için bir plan yapılsa, madem ki plan var öyleyse binaya ve makinaya ne gerek var denilebilir mi. Yarın bir yere gideceğimizi ve şunları yiyeceğimizi planlıyalım. Buna göre madem ne yapacağımız belli öyleyse ne gerek var gitmeye ve yemek yemeye diyor muyuz. Biz bile gündelik basit şeyler için bunu diyemezsek, Allah'ın sayısız hikmetlerle yarattığı insanı, madem ne yapacağını biliyordu öyleyse neden imtihan ediyor denilemez. |
Gelelim diger iki soruya insaallah
Ilk soruda bunu bu sekilde inanmis olan insan zaten birsey aramamaktadir. Halbuki iradeyi özgürlügü bu kadar savunan insan nasil oluyorda bir anda bu yaziyi okuyacaklarin bilgilerine ya da düsünmek istediklerine dem vuruyor. Basit bir örnek veriyim baslamadan önce. Bir insan acikmasina engel oluyor mu? Belki bellir büre olabiliyor ama sonra olamiyor ya da sacinin uzamasina. Istedigi zaman sac uzuyor istemedigi zaamn uzamiyor böyle birsey var mi? Özgürlük anlayisinda neden hep dine karsi durulur hani onlarin dogalari. Onlarin dogalari dem vurmadimi simdi herkes inandigina ram olmus olmadi mi? -Celiski- en kolay cevabi En azindan anlamak isteyenler icin az bir cevap vermeye calisalim. En dogrusunu Allah bilir.... Meselenin kısaca ifâdesi şudur: İnsanın elinde irâde vardır. Biz buna cüzî irâde, diyoruz. Cenabı Hakkın yaratmasına da, küllî irâde, halk etme kuvveti yani kudret, diyoruz. (Bunlar Allahın sıfatlarıdır). Mesele, Cenab-ı Hakka ait yönü ile ele alındığında, âdeta, Cenabı Hak zorluyor da, olacak şeyler öyle oluyor, şeklinde anlaşılır ve bu suretle de, işin içine cebir giriyor. Mesele, insana ait yönüyle ele alındığı zaman ise, insan kendi işlerini kendi yapıyor, şeklinde anlaşılıyor ki, o zaman da işin içine "herkes kendi fiilinin hâlıkı" düşüncesinden ibâret olan mutezile düşüncesi giriyor. Kâinatta olup biten her şeyi Allah yaratır. Bu soruda "küllî irade" diye geçen şey de işte budur. Hatta, "Vallâhü halakaküm vemâ ta'melûn: Sizi de, işinizi de, Allah yarattı.. " Yani sizin de, sizden sâdır olan efâlin de Hâlıkı yalnız Allahtır. Meselâ: Siz bir taksi yapsanız, bir ev inşâ etseniz, bu işleri yaratan Allahtır. Siz ve efâliniz Allaha aitsiniz. Ama ortaya gelen bütün bu işlerde, size ait bir husus da vardır ki, o da kesb ve işlemektir. Bu ise âdî bir şart ve basit bir sebeptir. Tıpkı dünyaları aydınlatacak dev bir elektrik şebekesinin düğmesine dokunmak gibi. Bu durumda "Sizin hiçbir şeyiniz, hiçbir müdâhaleniz yok" denemeyeceği gibi, işin tamamen size ait olduğu da söylenemez. İş tamamıyla Allaha aittir. Fakat, Allah size ait bu işleri yaratırken, sizin cüzî müdâhalenizi de âdi şart olarak kabul buyurmuş ve yapacağı şeyleri onun üzerine bina etmiştir. Meselâ: Şu câminin içindeki elektrik mekanizmasını, Allah kurmuş; işler ve çalışır hâle getirmiştir. Yeniden bunu tenvir etme işi, ameliyesi de Allaha aittir. Elektron akımlarından bir ışık meydana getirme, câmiyi tenvir etme birer fiildir. Ve bunlar da "Nuran Nur, Münevvirun nur, Musavvirun Nur" olan Hz. Allaha (C.C) aittir. Ama bu câminin aydınlanması mevzuunda, sizin de bir müdahaleniz vardır; o da Allahın kurduğu bu mekanizmada, Allahın ayarladığı düğmeye sadece dokunmanızdır. Sizin irâde ve takatinizin çok fevkinde, o mekanizmanın, tenvir vazifesi yapması ise tamamen Allaha aittir. Bir nümûne daha arz edelim: Meselâ; hazırlanıp, işler, çalışır, yürür hâle getirilmiş bir makine düşünelim ki; sadece çalıştırmak için onun düğmesine dokunma vazifesi, size verilmiş. O makineyi harekete getirmek ise, onu kuran ve inşâ eden zata mahsustur. Binaenaleyh, beşere ait bu küçük mübâşerete, "kesb" veya "Cüzi irâde" diyoruz. Allaha ait olana ise "halk etme, yaratma" diyoruz. Ve böylece bir irâde inkısâmı karşımıza çıkıyor: A) Küllî irâde, B) Cüzî İrâde. İrâde dediğimiz ki; murat etme, dileme demektir, bu tamamen Allaha aittir. "Vemâ teşâûne illâ en yeşâ Allah = Allahın dilediğinden başkasını dileyemezsiniz. Bu husus, yanlış anlaşılmasın. Biz böyle düşünürken, kulun da "bir parmak dokundurma denecek kadar irâdesi vardır" diyerek, tamamen zorlamacı bir düşünceden uzaklaşmış bulunuyoruz. İşi meydana getiren Allah tır, derken de, mûtezile mezhebi gibi düşünmediğimizi gösteriyoruz. Bu suretle de ne Ulûhiyetinde, ne de Rubûbiyetinde Allaha eş ve ortak koşmamış oluyoruz. Allah (C.C) nasıl ki, Zâtında birdir; icrâatında da birdir.. işini başkasına yaptırtmaz. Allah (C.C) her şeyi kendisi yaratmıştır. Fakat, teklif, imtihan gibi bir takım sırlar ve hikmetler için, beşerin mübâşeretini de şart-ı âdî olarak kabul buyurmuştur. Meseleyi daha fazla tenvir için, Bediüzzaman hazretlerinin bu mevzûda îrat ettiği bir misâli sunmak istiyorum. Diyor ki: "Sen bir çocuğun isteğiyle, onu kucağına alsan; sonra sana dese ki; beni falan yere götür; sen de onu oraya götürsen; o da orada üşüyüp hastalansa, sana: "Beni niye buraya getirdin" diye itirazda bulunabilir mi? tabii ki bulunamaz. Çünkü; kendisi istedi. Üstelik ona: "Sen istedin" diyerek iki de tokat vurursun. Şimdi bu hususta çocuğun iradesi inkâr edilebilir mi? Elbette edilemez. Zira; o talep etti ve istedi. Ama onu oraya götüren sensin... Hastalanmayı da, çocuk kendisi yapmadı. Belki ondan sadece bir talep sâdır oldu. Binâenaleyh, burada hastalığı verenle oraya götüren ve bu işi talep eden birbirinden ayrılmış olur. Biz kadere ve insanın irâdesine bu mânâ ve bu anlayışla bakarız. " İşin doğrusunu her şeyi takdir eden bilir. M. Fethullah gülen -------------------------------------------------------------------- Ikinci soru ise Seçme yeteneğimiz var, fakat bazı şeyleri seçmememiz isteniyorsa bu yeteneğin ne kadar anlamı var? Zaten bu olmasaydi insanin yaratilmasindaki amac ortadan kalkardi yani sinav. Sanirim en derin ve en öz bu sekilde cevap verilebilir. Görüldügü üzere Ateistler kader konusunda madde den baska birseyi görmediklerinden ya da görmek istemediklerinden vardiklari sonuclar farklidir. Hidayet nasip olmasi ümidi ile. |
--->: İnanclilar icin düsündürücü sorular cevaplarınız çok saçma , ve anlamsız. |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:03 . |
2000- 2025
Tüm bağışıklıklar ve idelerden bağımsız olan sözcükleri sarfetmeye mahkumdur özgürlük